Muhafazakârları kızdıran ırkçı terör raporu: “Habersiz haberalma”

Muhafazakârları kızdıran ırkçı terör raporu: “Habersiz haberalma”
Yayınlama: 06.08.2023
103
A+
A-

Almanya’da yıllar içerisinde Neonazi terör hücresi NSU  tarafından 8’i Türk 10 kişi katledildi.

İlk cinayetin üzerinden 23 yıl geçti. 

Bombalı saldırılar düzenlediler, soygunlar yaptılar. Neonazi kadronun ikisi intihar edip (!)  diğeri tutuklandıktan sonra misyonu  devralan selefleri NSU 2.O tehdit mektuplarıyla korku salmaya devam ettiler. İşte tüm bunları sadece üç kişilik bir neonazi hücrenin (NSU) gerçekleştirdiği yönünde kamuoyunu ikna etmeyi başaracağına inanan yargı ve siyaset yapıcılar, şimdi de II. NSU Araştırma Komisyonu’nun nihai raporuna kulp takmaya cüret ediyorlar. 

Rapor Alman basınına “II. NSU Komisyonu da beklentileri karşılamadı” yorumlarıyla yansıdı. Peki öyle mi?

Elbette değil.

“MUHBİRLİK SİSTEMİ KALDIRILSIN” TARTIŞMALARI

Rapor ırkçı cinayetleri içeren süreçte istihbarat ve güvenlik birimlerinin “bihaber” olduğuna işaret ediyor ve NSU cinayetlerinde istihbaratın “yerini” sorguluyor.

Alman iç istihbaratının muhbirlerle işbirliğinin tehlikesine dikkat çekiyor.  Üstelik ciddi bir şekilde muhbirlik sisteminin kaldırılması tartışmalarının da fitilini ateşliyor. 

Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü’nün (NSU) 10 cinayetinden 5’i Bavyera’da işlenmiş,

Enver Şimşek, Abdürrahim Özüdoğru, Habil Kılıç, Theodoros Boulgarides ve İsmail Yaşar, Bavyera eyaletinde öldürülmüştü. Bunların dışında NSU ilk bombalı saldırısını da Bavyera eyaletinde gerçekleştirmişti.

İKİ TÜRK KÖKENLİ VEKİL ÖNAYAK OLDU

Tam bir yıl önce Birlik’90/Yeşiller’den Cemal Bozoğlu ile Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden (SPD) Arif Taşdelen Bavyera Parlamentosu NSU Araştırma Komisyonu’nun ikinci kez kurulmasını sağlayan isimler olmuştu.

O dönemde Birlik’90/Yeşiller Meclis Grubu Aşırı Sağa Karşı Strateji Geliştirme Sorumlusu ve eyalet milletvekili Cemal Bozoğlu Münih’te görülen davada tüm soru işaretleriyle birlikte karanlığa gömülen NSU cinayetlerinin peşini bırakmayacağını söylemişti. 

Bavyera SPD Meclis Grup Başkanvekili Arif Taşdelen de NSU davasının gizli belgelerinin paylaşılmasını engellemek isteyen Hıristiyan Sosyal Birlik (CDU) partililere seslenerek “Hayırdır, şeffaflıktan mı çekiniyorsunuz, gizlemek istediğiniz bir şey mi var?” sorusunu yöneltmişti. 

Komisyon kurulduktan tam bir yıl sonra, geçtiğimiz temmuz ayı sonunda, içinde Bozoğlu ve Taşdelen’in de bulunduğu araştırma komisyonu nihai raporu sundu. Ancak sunulması ile birlikte eyalette “muhbirlik sisteminin kaldırılması” tartışmaları başladı. Muhalefet “V-Leute” (muhbir) sisteminin kaldırılmasını isterken muhafazakârlar güvenlik birimlerinin muhbirlerle işbirliğini sürdürmesini savunuyor.

CSU’NUN “KÜÇÜK HATA” SAVUNMASI

Eyalet Meclisinin II. NSU Araştırma Komisyonu’nun raporu, “bihaber” Anayasayı Koruma Dairesi’ne, güvenlik birimleri arasındaki yetersiz iletişime ve veri paylaşımına ve muhbirlerle ilgili istihbaratın şüpheli tutumuna dikkat çekiyor. 

Neonazi yeraltı hücresi NSU’nun en çok cinayet işlediği eyalet olan Bavyera’daki Meclis II. NSU Soruşturma Komisyonu raporundaki ithamlara ise Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinden tabii ki de itiraz var. Muhafazakârlar resmi makamların “küçük hataları” olduğunu kabullenirken bunların temel hatalar olmadığını öne sürüyorlar. Ancak işte o “küçük hatalar” sonucunda masum insanların katledildiğini unutmuş görünüyorlar. 

Komisyonun CSU’lu Başkan Yardımcısı Otmar Bernhard, “Hatalara ‘evet’ ama büyük hatalara ‘hayır’” diyor ve ekliyor: “Yetkililerin genel bir başarısızlığından ve Bavyera polisinde günlük yaşamda etkili gizli bir ırkçılık olduğundan söz edilemez.”

SPD VE YEŞİLLER: İSTİHBARAT MEVCUT HALİYLE DEVAM EDEMEZ

Buna karşılık Bavyera eyaletinde ikinci kez NSU Araştırma Komisyonu kurulmasına önayak olan Birlik’90/Yeşiller ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) işte bu hatalara işaret ederek  Bavyera Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın  “artık mevcut haliyle devam edemeyeceğini” bildirerek  bir “bilimsel danışma kurulu” kurulmasını ve anayasanın korunması için bir “komiser” talep ediyor. 

Öte yandan II. NSU Araştırma Komisyonu’nun mimarlarından ve komisyon üyesi Cemal Bozoğlu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, havada asılı kalan tüm sorulara tamamen yanıt bulunamadığını, bu nedenle NSU davası ile ilgili karanlık noktalara ışık tutulana dek konunun takipçisi olacağını bir kez daha dile getiriyor. Bozoğlu şu bilgileri aktarıyor:

78 ŞAHİT, 5 UZMAN, 36 TOPLANTI, 1,5 MİLYON SAYFALIK BELGE

“NSU terör yapılanmasının aydınlatılması için üç senedir çalışmaktayız. Bu çalışmalar sonucunda bir buçuk yıl önce Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını sağladık. 78 şahit ve 5 uzman dinleyen ve 36 toplantı yapan bu Komisyon toplam 1,5 milyon sayfalık belge üzerinde çalışma yaptı. Aydınlatmak için üzerimize düşen görevimizi yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Bugüne kadar karanlıkta kalan bazı konularda yeni bilgilere ulaşmış bulunuyoruz. Zaten topyekûn her şeyi açığa çıkarmanın imkânsız olduğunu bilmekteydik. Ancak büyük resmin anlaşılması açışından önemli detaylara ulaşmayı başardık. Bundan sonra da tüm açık kalan sorular cevaplanana kadar çalışmaların devam etmesi gerektiğine inanmaktayım.”
CİNAYETLERDE “YARGI-SİYASET-GÜVENLİK” ROLÜ 

Birlik’90/Yeşiller ve SPD eyalet meclisi grupları, arka planı ve mevcut ağları yoğun bir şekilde incelemek üzere komisyonun kurulması için girişimde bulunmuşlardı. Özellikle Bavyera güvenlik ve yargı makamlarının yanı sıra sorumlu bakanlıklar ve siyasi karar vericilerin, NSU cinayet ve saldırılarıyla mücadeledeki rolünün incelenmesi amaçlanırken, araştırma komisyonu görev alanını üç ana başlıkta toplamıştı:

Birinci konu, güvenlik ve istihbarat teşkilatlarının tamamen başarısız olmasının nedenleri ve bu zaafların giderilip giderilmemesi. İkinci ana konu, mağdurlara karşı yapılan haksızlıklar ve bunun sonuçları. Üçüncü konu ise yardım ve destek ağının ortaya çıkarılması ve gerekirse ek bir yargılamanın önünün açılması.

Almanya’daki insanlarımız henüz Solingen ve Mölln’de yaşanan ırkçı saldırıların travmasını atlatamamışken 1999 – 2007 yılları arasında Neonazi terör hücresi faaliyetlerini, saldırılarını rahat rahat gerçekleştirdiler. 

Olay yerinde rastlantı (!) sonucu istihbaratın adamları ve muhbirlerinin olduğu ortaya çıksa da 3 neonazi, seri cinayetlerini ustalıkla işlemeye devam ettiler. Yakalanmadılar. Bu korkunç ırkçı cinayetlerin ardından ne hikmetse hücrenin iki elemanı Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos kaldıkları karavanı havaya uçurarak intihar ettiler. Çetenin elebaşısı Beate Zschäpe yakayı ele verdi.  Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde 5 yıl boyunca davası görüldü. 

Kurban yakınları için dava süreci tam bir trajediye dönüştü. Sonunda sorumlular komik cezalara çarptırıldılar. Kurban yakınları bir kez daha yıkıldılar. 

YUTTURMACAYA KİMSE İNANMADI

Özellikle, cinayetlerin sadece üç kişilik bir hücre tarafından işlendiği yutturmacasına bunu söyleyenlerden başka hiç kimse inanmadı.  Dava akıllarda büyük soru işaretleri bırakarak tarihe gömüldü. Ta ki Bavyera’dan iki Türk kökenli vekil, projektörlerin dosyaya bir kez daha tutulmasını sağlayana kadar. 

Alman medyası ”Komisyon beklentileri karşılamadı” yönünde yazmaya devam etsin, NSU Araştırma Komisyonu’nun nihai raporu çok önemli bir tartışmayı başlattı ve Alman iç istihbaratının ırkçılarla işbirliği yaptığına dair tarihe bir not düşülmesini sağladı.

Federal Almanya hukuk tarihinin en önemli davası olan neonazi terör hücresi NSU davasının karanlıklara gömülmesine Bozoğlu ve Taşdelen’in ve kamu vicdanının önümüzdeki süreçte de izin vermeyeceğini söylemeye gerek var mı? 

IŞIN ERTÜRK – MÜNİH