Venezuela talanı: Hukuk öldü, yağma meşru
Uluslararası hukuk, artık sadece jeopolitik bir kırbacı. 2026’da Venezuela’da sahnelenen operasyon bunun en vahşi kanıtı: Bir devlet başkanı kaçırılıyor, yargı önüne çıkarılıyor ve ülkesinin petrolü, henüz o cezaevindeyken, piyasa fiyatı denilerek yeni sahibine teslim ediliyor. Senaryo tanıdık; 2013 Irak’ta kitle imha silahlarıydı, bugün uyuşturucu. Ödül ise hep aynı: Petrol.
Ancak bu seferki pervasızlık, küresel düzeni sarsan bir dönüm noktası. Donald Trump’ın “Ben sadece kendi ahlakımı dinlerim” diyerek uluslararası tüm kuralları hiçe sayması, yalnızca bir korsanlık ilanı değil, aynı zamanda Batı’nın ikiyüzlülüğünü de belgeleyen bir itiraf. Çünkü Avrupa, bu açık yağmaya karşı sessiz. Kınama dışında ne bir yaptırım, ne bir hukuki süreç, ne de diplomatik bir baskı var. Rusya’ya karşı hızla devreye sokulan araçlar, Venezuela ve onun arkasındaki asıl hedef, doların hegemonyası söz konusu olduğunda rafa kalkıyor.
Peki neden? İki temel sebep, bu tarihi sessizliğin arkasında saklı: Birincisi, Avrupalı liderlerin “kirli” dosyalarının ABD’nin elinde bir şantaj aracı olması. İkincisi ve daha derini, Avrupa’nın askeri, ekonomik ve güvenlik mimarisinin tamamıyla Atlantik’e bağımlı olması. Hukuk, artık evrensel bir değer değil; sadece güçlünün çıkarlarına uyduğunda işleyen bir araç. Ve dünya, dolar egemenliğine vurulan her darbenin bedelinin, bir ülkenin daha “şeytanlaştırılarak” yağmalanması olduğunu bir kez daha izliyor.
Bu, sadece Venezuela’nın değil, uluslararası sistemin çöküşünün hikâyesi.
https://youtu.be/ClgpgLlNxLs?si=nfEsM2iSrBx7hvLw
Işın Ertürk’ün sunumuyla Yeni Posta Gazetesi’nin YouTube kanalında yayınlanan “Avrupa Yakası” programında, İsveç’ten Seda Şaner ve İtalya’dan Birgül Göker Perdisa, 2026 yılının ilk haftasında Venezuela’da yaşanan ve Nicolas Maduro’nun kaçırılarak ABD’de yargılanmaya başlanması olayını ve bunun uluslararası yansımalarını değerlendirdi.
SENARYO DEĞİŞMİYOR
Programın açılışında Işın Ertürk, ABD’nin kontrol edemediği ülkeleri şeytanlaştırdığını, liderlerini suç makinesi olarak gösterdiğini ve hukukun işlemediğini vurguladı. Trump yönetiminin “denizlerde tanker bastığını, uluslararası sularda silahlı baskınlar yaptığını” ve bunun artık “korsanlık, yağma, talan” olduğunu söyledi.
MADURO HAPİSTEYKEN PETROL TRANSFERİ
Ertürk’ün altını çizdiği bir diğer nokta, Maduro cezaevindeyken, ülkesine ait 50 milyon varile yakın petrolün ABD’ye piyasa fiyatından tesliminin planlanması ve paranın kontrolünün Trump’ta olacağı iddiasıydı. “Bir ülkenin lideri cezaevindeyken ülkesinin petrolüne basbayağı gözlerimizin önünde çökülüyor” dedi. Buna rağmen Almanya ve AB’nin sadece sınırlı kınamalarla yetindiğini, yaptırım, hukuki süreç veya diplomatik baskı olmadığını, oysa Rusya’ya yaptırım uygulandığını hatırlattı.
“ULUSLARARASI HUKUKUN CENAZE TÖRENİ YAPILIYOR”
Seda Şanlıer, Venezuela’daki askeri operasyon ve Maduro’nun kaçırılıp yargılanmasını “tamamen uluslararası hukukun yok edilmesi” olarak nitelendirdi ve “uluslararası hukukun cenaze töreni yapılıyor” dedi. Birgül Göker Perdisa da Avrupa’dan anlamlı bir tepki gelmemesini eleştirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “neokolonyalizm” tanımı yaptığını ancak sonra geri adım attığını, Trump’ın da Macron’la dalga geçtiğini hatırlattı.
DANIŞIKLI DÖVÜŞ İDDİASI
Birgül Göker Perdisa olayların arka planında bir “danışıklı dövüş” olabileceğini öne sürdü. Venezuela iktidarıyla ABD arasında önceden müzakereler yapıldığını, Maduro’nun işbirlikçiler aracılığıyla alındığını ve yerine geçen yardımcısı Delcy Rodríguez’in de bu plana uygun hareket ettiğini iddia etti. Rodríguez’in 30 milyon varil petrolü ABD’ye teslim etmeyi kabul ettiğini söylediğini belirtti. Göker Perdisa’ya göre, taraflar Venezuela’da büyük bir çatışma ve savaş istemediği için bu yol seçilmişti. Trump’ın “savaşçı bir lider değilim” imajını korumak ve ara seçimleri riske atmamak istediğini, bu nedenle “en az hasarla” petrolü ele geçirme yoluna gittiğini savundu. Ancak Seda Şanlıer, operasyon sırasında 32 Kübalı subayın katledildiğini hatırlatarak, bunun da bir tür savaş olduğunu ve “yeni dönem savaşlarının” bu şekilde yürüdüğünü ifade etti.
AVRUPA NEDEN SUSUYOR? KİRLİ LİDERLER VE ŞANTAJ
Birgül Göker Perdisa, Avrupa’nın sessizliğinin nedenini çok net bir dille açıkladı: “Avrupalı liderler çok kirli. Amerika bu liderlerin neler yaptığını çok iyi biliyor… Siz böyle şantaja gelebilecek kirlilikte işler yapmışsanız sesinizi çıkaramazsınız.”
Perdisa, Trump’tan önce Biden ve Demokratlar döneminde Avrupa’ya getirilen liderlerin (Meloni, Macron, Von der Leyen) “müthiş yolsuzluklara bulaşmış insanlar” olduğunu, ellerinde bu yolsuzluklara dair kanıtlar bulunan ABD’nin onları şantaj yaparak kontrol edebildiğini iddia etti. “Devlet adamı nitelikleri yok. Oraya birilerinin isteği ve birilerinin adamı olarak getirilmişsiniz” diyerek Avrupa liderliğini sert biçimde eleştirdi.
Perdisa ayrıca Trump’ın “Ben kimseye hesap vermek zorunda değilim… Ben sadece kendi ahlaki ve moral kurallarımı dinliyorum” açıklamasını hatırlatarak, uluslararası hukukun sonunun geldiğini vurguladı. Ancak bu “ahlaki kuralların”, Trump’ın da içine bulaştığı Epstein davası gibi skandallar ışığında güvenilir olmadığını ekledi.
ATLANTİK BAĞIMLILIĞI VE NATO GERÇEĞİ
Seda Şanlıer ise Avrupa’nın sessizliğinin tek nedeninin liderlerin kirliliği olmadığını, asıl meselenin “Atlantik bağımlılığı, NATO’ya bağlılık, enerji piyasaları ve güvenlik politikalarının iç içe geçmiş olması” olduğunu söyledi. ABD’ye karşı güçlü bir tutum almanın Avrupa için ağır bedelleri olacağını, bunu göze alacak durumda olmadıklarını belirtti.
GRÖNLAND VE DİĞER HEDEFLER: “SIRADA KİM VAR?”
Tartışmada, Trump’ın satın alma girişimleriyle gündeme gelen Grönland ve yeni bir hedef olarak İran da ele alındı. Şanlıer, İskandinav ülkelerinin Venezuela’dan sonra NATO vurgusu yaparak Grönland konusunda ortak açıklama yaptığını, bu nedenle Grönland’a Venezuela benzeri doğrudan bir askeri müdahalenin daha zor olacağını düşündüğünü ifade etti. Perdisa ise Trump’ın İran’da yaşanan protestolara atıfta bulunarak müdahale sinyali verdiğini, aynı zamanda sürgündeki Rıza Pehlevi ile görüşmeler yaptığını, Pehlevi’nin siyonist ailelerle kurduğu bağlantılara dikkat çekti. Ancak bağımsız medyanın, Pehlevi’nin İran’da çok da istenmediğini bildirdiğini ekledi.
HALK TEPKİSİ VE ÇİFTE STANDARTLAR
Seda Şanlıer, Avrupa halklarının artık ikna edilemediğini ve sokaklara çıktığını söyledi. Venezuela operasyonundan sonra İskandinav ülkelerinde, “Bir ülkenin bağımsızlığına müdahaledir” diyerek protestolar düzenlendiğini anlattı. Savaş bütçeleri, enflasyon ve işsizlik nedeniyle halkın cebinin yandığını, artık “Rusya gelecek” korkusunun insanları ikna etmediğini belirtti. Birgül Göker Perdisa da Avrupa Birliği’ni “Dead Man Walking” (Yürüyen Ölü Adam) olarak nitelendirdi. Avrupa’nın, çiftçi protestoları gibi halk tepkilerine rağmen, elitlerin çıkarları doğrultusunda kararlar aldığını, Mercosur anlaşması örneğinde olduğu gibi halka rağmen politikalar izlediğini vurguladı.
ASIL MESELE: DOLARIN HEGEMONYASINA DARBE
Son bölümde, tüm bu müdahalelerin ardındaki asıl sebep sorgulandı. Seda Şanlıer, Venezuela’nın Çin’e petrolü yen karşılığında sattığını ve bunun dolar hegemonyasına bir darbe olduğunu, bu nedenle Venezuela’nın “zayıf halka” olarak hedef seçildiğini ifade etti. Birgül Perdisa da bu görüşü destekledi: “Doların hakimiyetinin kırılmasına çalışan her lider yok edildi. Bu Saddam’dan, Kaddafi’den bu yana öyle.” Perdisa, ABD’nin Grönland halkına kişi başı 100 bin dolar teklif ederken bile bunu fiziksel para basarak değil, elektronik para (dijital dolar) olarak yapmayı planladığını, doların hegemonyasını bu şekilde sürdürmek istediğini söyledi. Ona göre, “Ne zaman ki doların hakimiyeti zayıflar ve kırılırsa o zaman Amerikan emperyalizmi biter.”
“Avrupa Yakası” her hafta yaşlı kıtadaki sıcak gelişmeleri Almanya, İtalya, İsveç, Britanya’dan yayına katılan gazetecilerin yorum ve değerlendirmeleriyle aktarmaya devam ediyor.
YENİ POSTA – STUTTGART / BOLOGNA / STOCKHOLM