Ahmet Telli’nin Frankfurt Seyahatnamesi!
Büyük şairimiz Ahmet Telli, sadece Türkiye’de değil, Türkiye kökenlilerin yaşadığı her yerde derin izler bırakarak gitti. Bu yerlerin başında birkaç kez ziyaret ettiği Frankfurt geliyor.
Önceki gün toprağa verdiğimiz büyük şairimiz Ahmet Telli, Türkiye’de olduğu gibi dünyanın birçok yerinde, Türkiye kökenli aydınların, sosyalistlerin ve de şiirseverlerin yaşadığı her yerde derin izler bırakarak gitti.
İz bıraktığı yerlerin başında Frankfurt geliyor bildiğimiz kadarıyla…
AHMET TELLİ’NİN FRANKFURT YOLCULUKLARI
Hem kendi inisiyatifiyle, hem de davet aldıkça ziyaret ettiği Avrupa kentlerinin başında Frankfurt var. Frankfurt’taki sosyal, kültürel ve siyasal faaliyetlerin öncüleri arasında yer alan arkadaşlarımız Recep Bayer ve Hıdır Yılmazer, onunla Ankara’da kurdukları yakınlıklarını, abi-kardeş ilişkilerini Frankfurt’a da taşıyarak, Ahmet Telli’nin çok sayıda arkadaşımızın – aralarında bu satırların yazarı da yer alıyor – hayatına dokunmasını sağladılar.
Ahmet Telli’nin Frankfurt seyahatleri özellikle buradaki en köklü kurumlarımızın başında gelen Halkevi’nin başkanlarından, sendikacı arkadaşımız Hıdır Yılmazer’in girişimleriyle gerçekleşti. Öteden beri Ahmet Telli’nin şiirlerinin sadık bir takipçisi, hayranı olan Yılmazer, Üstad’ın Frankfurt’a gelip, buradaki hayranlarıyla, okurlarıyla, yol arkadaşlarıyla buluşabilmesi için büyük çaba gösterdi, onun konuşmacı ve şiir okuyucusu olarak katıldığı etkinlikler gerçekleştiren kurumlarla bağlantılarını kurdu, Frankfurt’ta dostluklar kurmasına ön ayak oldu. Ankara’ya her gidişinde onu mutlaka arayarak, Frankfurtlu dostlarının selamlarını, sevgilerini, hayranlıklarını bizzat ileten elçimiz oldu.
Ahmet Telli, çeşitli zamanlarda Halkevi ve Alevi Kültür Merkezi başta olmak üzere Frankfurt’taki demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği etkinliklerin, Türk-Alman Kulübü’nün ve son olarak da 2022 yılında Internationales Theater Frankfurt’un konuğu oldu.
FRANKFURT’TA ŞİİR FESTİVALİ YAPACAKTIK!
Metal İşçileri Sanayi Sendikası’ndan (IG Metall) emekli olan sendikacı Hıdır Yılmazer, Ahmet Telli’yle nasıl tanıştıklarını ve “Frankfurt Seyahati” tanıklıklarını anlatıyor:
“Ahmet Telli ile nasıl tanıştım, kim aracılığıyla? Ne yaptık, neler konuştuk? Frankfurt’taki sohbetler, o derneklerle olan ilişkiler… Zaten sizler de şahidisiniz…
Daha çok şeyler yapacaktık, yarım kaldı. Frankfurt’a sık sık gelmek istiyordu. Planlamıştık da. Fakat son zamanlarda rahatsızlanınca gerçekleşmedi tabii. Ama çok güzel anılar bıraktı geride. Birçoğumuza dokundu, çok çok etkiledi hepimizi.
Ankara’ya cenazeye gidemedim. Karşıyaka Mezarlığı’nda Deniz Gezmiş’lerin yanında defnedecekler. Vasiyeti öyleymiş. Ankara Belediyesi de kabul etmiş.
Ya! Böyle işte…
Ahmet Abi’yle devamlı Mülkiyeliler Birliği’nde buluşurduk. Ankara’nın şairleri. Onun sayesinde Karanfil Sokağı’nın, Konur Sokağı’nın şairlerini, daha başka şairleri de tanıma fırsatı da bulmuştum.
Bizim Ahmet Abiyle dostluğumuz eski sendikacı Oğuz Gemalmaz’ın tanıştırmasıyla başladı. Oğuz, Almanya’daki Türkiyeli göçmenlerin birinci neslinden, eski bir sendikacı. Ankara’da yaşıyor uzun yıllardır. Bugün Frankfurt’taki birinci nesil IG Metall üyeleri hâlâ onu sorarlar. O kadar derin izler bırakmış, Türkiyeli işçiler üzerinde. Çok yardım etmiş o dönemlerde. Hem Almancada, tercümede hem de sendikal haklar konusunda.
Yıllar önce Ankara’ya gittiğimde Oğuz’u aradım, buldum. Oğuz edebiyata çok düşkün bir aydın. Kendisi aynı zamanda sanat eleştirmeni, televizyonlarda programlar yapıyor. Onunla buluştuk. Edebiyattan konuşurken, Ahmet Abi’den söz açıldı. Ben zaten şiirlerini okuyordum. Sonra tanışma fırsatı oldu. Ahmet Abi benim için küçük dev adamdı, küçük bir dev adam. O kadar etkileyici bir insan, o kadar zarif, alçakgönüllü, mütevazı bir insan ki. İnsan hayran kalıyor. Öyle böbürlenme, “ben şairim” havaları yok. Şimdiki bazıları gibi değil. Fabrikasyon üretiyorlar şiiri. Ama onun yılda 1-2 şiiri falan oluyor benim anladığım kadarıyla. O olsun, bizim Haydar Ergülen de olsun, Şükrü Erbaş olsun… Bunlar şairliklerinin yanı sıra büyük filozoflar. Öyle bir hisse kapılıyorum onlarla konuşurken.
Ahmet Abi Şükrü Erbaş’ı, Haydar Ergülen’i çok severdi. Frankfurt’ta onların katıldığı bir şiir-edebiyat festivali yapmayı düşünüyorduk. Yılda bir kez gerçekleştirmek üzere. Hatta bu konuyu Ülkü Abla’yla da konuşmuştum. Ahmet Abi’ye kendisine “Kimlerle birlikte olmak istersin?” diye sormuştum. Şükrü Erbaş’ı, Haydar Ergülen’i söylemişti. Benim de çok sevdiğim şair arkadaşları.
OTEL YERİNE DOST EVLERİNİ TERCİH EDERDİ
Ahmet Abi, Frankfurt’a geldiği zaman otelde kalmak istemezdi.
Şöyle bir anım var: İlk gelişinde onu havalimanından aldım, eve gidiyoruz. “Beni otele götürmüyorsun değil mi?” diye sordu. “Yok abi, eve gidiyoruz.” dedim. Sevindi, “Otelde kalmak istemiyorum.” dedi.
Ben çalışıyordum o zamanlar. Bizim sendikanın kongreleri falan oluyordu. O beni bekliyordu evde. İşten eve geldiğimde, diyelim koltukta oturuyor ya da masa başında yazılarını yazıyor. Ayağa kalkardı her defasında. Tüylerim diken diken olurdu. Neredeyse babam yaşında. Ayağa kalkardı. “Abi kalkma, etme.” falan filan derdim. “Ya sen bütün gün çalıştın, ben evdeydim.” derdi. O kadar kibar bir adamdı. Çok ince ruhlu bir adam.
Ankara’ya gittiğimizde hep buluşurduk. Bizim geleneksel buluşmalarımızı yapardık. Oğuz gelirdi, Ahmet Abi geliyordu. Genellikle Mülkiyeliler Birliği’nde buluşurduk.














ŞİİRİN SINIR TANIMADIĞI BULUŞMALAR
Frankfurt’taki Türk-Alman Kulübü’ndeki bir toplantıya katılmıştı. Orada sen de vardın. Şiir konulu bir söyleşiye katılmıştı. Çok ilginç şiirlerini, en keskin şiirlerini söyledi orada, hiç çekinmeden. Ve herkesi mest etti. Ondan sonra hatta oradaki kadın arkadaşlar Ahmet Abi ile beni yakındaki bir kasabada şiirli bir kahvaltıya davet ettiler. Çok güzel geçmişti orada da. Yani şiirle kahvaltı. Siz hiç şiirli kahvaltı yaptınız mı? Hakikaten çok muhteşem bir şeydi.
Türk-Alman Kulübü’ndeki bu şiirli toplantı çok ilginçti. Biraz daha anlatayım. Onlardan gelen isteği Ahmet Abi’ye ilettim. Tabii orasının Frankfurt’taki Türkiye Başkonsolosluğu’nun etkisindeki bir kurum olduğunu da söyledim. Politik olarak farklı bir ortam. “Fark etmez, gelirim.” dedi. O konuda hiç problemi yoktu, kendine büyük güveni vardı.
Ve o toplantı oldu. Hatırlarsan ben biraz gerilmiştim. Çünkü orada sahnenin arkasında bir Atatürk büstü, bir Türk bayrağı var. Sunumu bir öğretmen hanım yapıyor, dinleyiciler arasında öğretmenler var. Tam bizim Cumhuriyet kadınları. Ahmet Abi’yi sahneye davet ettiler. Geldi, önce Atatürk büstüne baktı. Hiç ses çıkarmadan sonra bayrağa baktı. “Eyvah, bir şey patlatacak şimdi ve ayvayı yedik.” dedim kendi kendime.
O sıralarda Şırnak mıydı, nerede tam hatırlamıyorum. Güneydoğu’da bir gerillayı öldürmüşler, sonra cesedini askeri cipin arkasına bağlayıp köylerde, sokaklarda süründürüp gezdirmişlerdi. Olay medyada geniş yer bulmuştu. Ahmet Abi de onunla ilgili bir şiir yazmıştı. Türk-Alman Kulübü’ndeki programında ilk olarak onu okudu. Ve öyle bir alkış aldı ki…
O toplantıya Kültür Ataşesi de katılmıştı. Sanıyorum şiir hayranı ve Ahmet Abi’yi de, şiirlerini de seven biriydi. Arkasından Recep bahçesinde bir yemek daveti vermişti. Oraya gitmiştik. Ataşe oraya da gelmişti. Çok güzel söyleşi olmuştu orada.
Bir keresinde Frankfurt yakınlarındaki Hattersheim’deki Cemevi’nde, yani Alevi Kültür Merkezi’nde bir programa çağırmışlardı Ahmet Abi’yi. Pir Sultan Abdal’dan bir deyişle başladı ve ardından Alevi kültürüyle ilgili bir soru yöneltti dinleyicilere. Yanıt gelmedi. O da gümbür gümbür anlatarak çok güzel bir meclis hâline getirdi orayı.
Daha bir sürü başka yerlere de çağırdılar ama tabii çoğuna vakit olmadı.
Orada şiire ilgi duyan arkadaşlarla buluşturdum Ahmet Abi’yi. Çok memnun kaldılar.
Bence Türkiye’de şiir ve edebiyat üzerine en güzel ödüller Ahmet Telli’ye verildi. Hatta şunu diyebilirim ve iddia da ediyorum; iki gün öncesine kadar Nazım’dan sonra yaşayan en büyük şair Ahmet Telli’dir. Arkasından işte bizim Şükrü Erbaş, Haydar Ergülen…”
FRANKFURT’TAKİ SEVENLERİ
Ahmet Telli’nin zamanla Frankfurt’taki hayranları arasında, Hıdır Yılmazer ve Recep Bayer’in ön ayak olmasıyla yakın bağlantıda olduğu bir grup da oluştu.
Buraya her gelişinde onunla, düzenlenen etkinliklerin dışında da, özel ortamlarda, örneğin Yılmazer’in evinde birlikte olma şansı bulduk, sohbetiyle zenginleştik, etkinlikler arasında zaman olduğunda ona Frankfurt’u gezdirme fırsatı bulduk. Ahmet Telli de bu ziyaretlerden memnundu.
Bir keresinde biz Frankfurtluların “Ülkü Ablası”nı (geçen yılın sonunda 90. yaş gününü kutladık) evinde ziyaret etmişti. Onunla Türkiye’deki sosyalist harekete, 1970’ler Ankarası’na ilişkin sohbetlerine tanık olanlar da var aramızda.
Bir de onun Frankfurt’taki şiirli programlarına müzikleriyle eşlik eden sanatçılarımız var. Örneğin Aysun Kalmık solist olarak, Özgür Murat, Mehmet Ali Yıldırım ve Vural Güler de enstrümanlarıyla, sözleri Ahmet Telli’den sevilen parçaları seslendirerek toplantıları zenginleştirdiler.
Ahmet Telli’nin yaşamına onu okuyan, takip eden, arada sırada yakınında olabilen hayranları olarak girmek bize kıvanç veriyor. Arkadaşımız Recep Bayer, İsviçre’den bulup getirdiği Ahmet Telli’ye takdim ettiği orijinal kalem takımının ve bu satırların yazarının da geçtiğimiz yüzyıldan kalma Alman dolma kalemlerinin Üstad’ın koleksiyonunda yer aldığını haberini aldığında ne çok sevinmişler, kıvanç duymuşlardı…
Yaşasın Ahmet Telli’nin aziz hatırası!
Anısına saygıyla…
GÜRSEL KÖKSAL – FRANKFURT