Korsan devlet ABD Venezuela’ya neden saldırıyor?
Venezuela’ya ABD saldırısı gündemin ilk sırasında. O zaman ABD’nin kısa savaş tarihine bir bakalım.
1622 yılını esas alalım: O tarihten günümüze kadar ABD’nin tarihi ilk önce hem ülke içindeki hem de bölgedeki iç savaşların ve sonra dünyadaki diğer ülkelerle savaşların tarihidir. Kısacası ABD’nin tarihi savaşların, saldırgan bir devletin, bir milletin tarihidir; bu devletin tarihinde hemen hemen savaşsız geçen bir yıl yoktur.

Dr. İ. Halil Özak
1622 yılında önce Amerika’nın yerlileri ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden göçmenler, daha sonra da yerliler ile 1776 yılında kurulan ABD’nin ordusuyla yapılan savaşlar 268 yıl sürdü. Bu savaşlarda milyonlarca yerli katledildi veya topraklarından sürüldü. Bu savaşlarda 1890 yılına kadar 100 bin civarında göçmen öldürüldü.
Birinci Dünya Savaşı’na kadar ABD İngiltere, Meksika, İspanya ve Çin ile savaştı. İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki etkisi büyük oldu.
Fakat İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD nin savaş çıkarmadığı, karışıklık çıkarmadığı bölge, dünyada yok gibidir. Darbe yaptırdığı ülkelerin de sayısı az değildir.
İran’da 1953 yılında petrolu millileştiren Mussadık’a karşı darbede, 1954 yılında Guatemala’daki darbenin arkasında, 1958’de Lübnan’daki ve Kongo’daki (1960) iç savaşın içinde, 1973’te de halkın oylarıyla seçilmiş Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’nin darbe yoluyla devrilmesinde hep ABD vardır. Türkiye’deki 1971 ve 1980 darbelerinin arkasında olduğu gibi.
Bir yalanla Vietnam savaşını başlattığını biliyoruz. “Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin atom silahları yapacak, Afrika’dan uranyum aldı” yalanıyla Irak’ı işgal eden de ABD’dir. Irak’ın atom silahı yapma çabası içinde olmadığı ortaya çıkınca da, “Gelmişken Irak’ı düzeltelim ve Irak’a demokrasi getirelim” diyerek iki milyon insanın ölümüne neden olan da ABD’dir.
Dünyada birçok ülkedeki krizin arkasında ve içinde hep ABD var. 11 Eylül 2001’den den sonra Afganistanı isgal eden, ama on yıllar sonra da iktidarı Taliban’a bırakıp giden aynı ABD’dir. Taliban’ı yaratan ABD’den söz ediyoruz.
Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında Libya ve Suriye’nin devlet bütünlüğünün ortadan kaldırılmasına, bu devletlerin parçalanmasına neden olan da ABD’dir.
ABD Venezuela’ya neden saldırıyor?
ABD şimdi de Venezuela’ya saldırıyor.Venezuela’dan kalkan küçük balıkçı teknelerini, deniz araçlarını “uyuşturucu taşıyorlar” savı ile bombalıyor. Bugüne kadar Venezuela, ABD’ye giren uyuşturucu konusunda önemli bir ülke olmadı.
Trump’un Venezuela’ya saldırısının altında yatan esas neden Venezuela’nın petrol varlığı. Venezuela dünyada en fazla petrole sahip olan ülke ve dünya petrolünün yüzde 18,6’sına sahip.
Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez 1999 yılında başlayarak adım adım petrol üretimi üzerinde devletin ağırlığını arttırdı. 2001 yılında çıkarılan bir yasa ile petrolün yüzde 51’nin devletin olmasını sağladı. 2007 yılında çıkarılan bir yasayla petrol yataklarının yüzde 60’ı devletleştirildi. Venezuela yabancı şirketlerin bu şartlar altında ülkede kalabileceğini açıkladı. Bu şartları kabul etmeyen Amerikan petrol şirketleri ülkeden ayrıldılar ve Venezuela bu şirketlerin mal varlıklarını devletleştirdi.
İşte bu nedenlerden dolayı Trump, deniz korsanlığı yaparak içi petrol dolu milyonlarca tonluk Venezuela tankerlerine el koyuyor. Bu korsanlığı da “Bunlar bizim kendi malımız” diye açıklıyor. Hatta Venezuela’daki petrol yatakları ABD’nin mülküymüş gibi, “Venezuela bizim petrolümüze el koydu” diyor.
Bir devlet terörizmi, bir korsanlık
Şimdi Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini askeri bir harekâtla bombardıman arasında ABD’ye kaçırdı. Trump ve ekibi, CIA tarafından hazırlanan ABD özel kuvvetlerinin Venezuelle’ya saldırısını kameralar önünden izlediler ve bucgörüntüleri de dünyaya yaydılar. Aynı El Kaide lideri Usame Bin Ladin’nin öldürüldüğü anın kameralar önünde Barack Obama ve ekibi tarafından izlendiği gibi.
Uluslarası hukuka göre Venezuela devlet başkanının ve eşinin ülkesinden kaçırılarak ABD’de hapsedilmesinin adı devlet terörü ve korsanlıktır. Bu saldırı uluslararası hukukun çiğnenmesidir.
Bu yöntem bir genel uygulama haline gelirse, ekonomik ve askeri bakımdan zayıf ülkelerin, güçlü ve saldırgan ülkeler karşısında hiçbir savunma olanağı kalmaz. Bütün eksikliklerine zorluklarına karşın uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler (BM) kurumunu savunmak gerekir.
Trump’ın Venezuela’daki amacı
Donald Trump ilk açıklamasında Venezuela’yı geçici bir dönem için ama uygun bir çözüm bulununcaya kadar ABD’nin yöneteceğini açıkladı. Ancak bunun anlamı daha derinde: Trump Venezuela’yı göstererek bölgedeki diger ülkeleri de doğrudan tehdit ediyor ve bu müdahalenin ABD’nin çıkarlarına karşı çıkan ülkeler için bir uyarı olmasını istiyor.
ABD Başkanı James Monroe, 2 Aralık 1823 tarihinde Kongre’ye sunduğu ve kendi adıyla anılan doktrinde Orta ve Kuzey Amerika’yı “ABD’nin nüfuz alanı” olarak açıklamıştı.
Aradan geçen 200 yıl sonra Trump da bu bölgeyi kendi etki alanı olarak açıklıyor ve “Benden başka kimse buraya müdahale etmesin” diye de gözdağı veriyor. Gözdağı vermek istediği ülke, Çin.
Bu yolla Trump, Çin’in Latin Amerika devletleri üzerindeki artan etkisini kırmak istiyor. Çünkü bazı Latin Amerika ülkelerinin Çin ile olan ilişkisi bir süredir ABD ile olan ilişkiden daha yoğun.
Aslında ABD, galiba pek farkında değil, ama “Benim nüfuz alanım, arka bahçem”söylemiyle Çin’e karşı büyük bir gaf yapıyor. Eline bir koz veriyor. Yarın Çin de “Tayvan benim arka bahçem” derse, ne olacak?
Tepkiler nasıl oldu?
Rusya 10 yıl önve Venezuela ile bir stratejik ortaklık anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşmaya karşı ABD büyük bir tepki göstermedi, sadece kınamakla kaldı.
ABD, şu son askeri harekatı sırasında Rusya’nın Venezuela’da kurduğu hava savunma sistemlerini kısa sürede devre dışı bıraktı ama Rusya buna karşın da tepkisini sertleştirmedi. Rusya’nın bu çok sert olmayan tepkisi, Ukrayna savaşı ile meşgul olmasına ve ABD ile bu dönemde çatışmaya girmek istememesine bağlanabilir.
Ancak yine de gerçek olan olgu, Rusya’nın Suriye’den sonra, Venezuela ile bir müttefikinin daha ABD tarafından iktidardan uzaklaştılmasına sessiz kaldığıdır.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, AB ülkelerindeki ABD’nin peşinden gitme politikasına uygun olarak, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu devlet başkanı olarak tanımadıklarını, Maduro’dan sonraki sürecin çok kritik olduğunu, demokrasinin ve uluslarası hukukun korunması gerektiğini açıkladı. Yani bu, “keçi sürüsünü ormana bekçi yapmak” gibi bir şey.
Trump uluslarası hukukun bütün kurallarını ve Venezuela’nın devlet egemenliğini ihlal ederek askeri müdahalede bulunuyor, “Venezuela’nın petrolü benim petrolüm” diyor, Roberta Metsola ise hâlâ dil ucuyla açıklama yapmış olmak için uluslararası hukuktan söz ediyor.
AB’nin Dışişleri Sorumlusu Kaja Kallas da Maduro’nun Venezuela’nın meşru devlet başkanı olmadığını belirtti ve olaylar sonrasında bölgedeki ülkelere şiddetten uzak durmayı tavsiye etti, bu arada, bir de uluslararası hukukun kurallarına uyulması çağrısında bulundu. Boş laflar. O bölgede şiddete başvuran ülke ABD. Kallas ABD’ye “Şiddete başvurma, uluslararası hukuka uy!” diyemediği için, çağrısını bölgeye yapıyor.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen daha diplomatik bir dil kullanarak, Venezuela’daki gelişmeleri yakından takip ettiklerini, demokratik geçiş dönemini destekleyeceklerini belirtti. Bu arada “Çözümün uluslararası hukuka uygun olmasını istiyoruz” gibi ifadelerle de kınama veya onamaya yer vermeden bir açıklama yaptı.
Federal Başbakan Friedrich Merz ise ortada karmaşık bir sorun olduğunu, bundan dolayı kesin bir tavır için beklemek gerektiğini belirtti. Kısacası “Bekle, gör!”politikası. Bu politikaya karşın Maduro’yu devlet başkanı kabul etmediklerini, diğer yetkililer gibi, bir geçiş sağlanması gerektiğini (bu geçişi Venezuela’da kim sağlayacaksa?) belirterek, uluslararası hukuka uyulması çağrısında bulundu. Yani, benzer açıklamalar yaptı.
Gelinen nokta
Bütün bu açıklamaların ortak tarafı şöyle görülebilir:
a- Venezuela’nın hükümranlığını ve bağımsızlığını çiğneyen, ülkeye askeri saldırıda bulunan ve ülkenin devlet başkanı ve eşini ABD’ye kaçıran (kan davası mentalitesi ile “gelmişken eşini de götürelim”);
b- Uluslararası hukukun bütün kurallarını çiğneyen;
c- Venezuela’nın petrolüne el koymaya çalışan;
d- Tam deniz korsanları gibi dolu petrol tankerlerine el koyan ve
e- Bölgedeki ülkeleri tehdit eden,
ABD olmasına karşın, Friedrich Merz de dahil, Kaja Kallas, Ursula von der Leyen ve Roberta Metsola’nın ABD’ye bırakalım doğrudan karşı çıkmayı, protesto niteliğinde tek bir kelimeleri bile yoktur.
AB ülkeleri ve Almanya, Rusya askerlerinin Ukrayna topraklarına girmesini, her olanağı kullanarak, her yerde uluslarası hukuku dile getirerek 4 yıldır yorulmadan protesto ediyorlar. Rusya-Ukrayna savaşında bazı noktalarda kesin haklıdırlar.
Ancak 100 bin insanın katledildiği Gazze’de ve şimdi de Venezuela’da uluslararası hukuku hatırlamıyorlar ve inandırıcılıklarını kaybediyorlar.
AB ve Almanya, ABD’nin etki alanından çıkıp, kendi ayakları üzerine bir dış politika geliştiremediği sürece bu durum böyle devam edip gidecektir.
DR. İ. HALİL ÖZAK – FRANKFURT
KAPAK FOTO: Tanya Barrow – Unsplash
KAYNAK: ARTI49