Barış hareketi her şeye rağmen sokaklardaydı
Almanya’daki geleneksel Paskalya barış yürüyüşleri, ülke genelinde en az 100’den fazla yerde gerçekleştirilen ve binlerce barış savunucusunun katıldığı eylemlerle tamamlandı. Her yıl Paskalya bayramına ve öncesindeki tatil günlerine denk getirilen yürüyüş ve mitinglerde İran, Gazze, Lübnan ve Ukrayna’daki savaşların sona erdirilmesi çağrıları öne çıktı.
Eylemlerde hükümetin ülkeyi “savaşabilir hale getirme” planları, hızlanan silahlanma politikaları, zorunlu askerliği yeniden gündeme getiren hazırlıklar ve Almanya’nın haksız savaşlara taraf olan ülkelere silah yardımı ve ihracatı sert biçimde eleştirildi. Ayrıca NATO ve ABD’ye ait askeri üslerin, özellikle Ramstein üssünün, savaşlarda kullanılmasına yönelik tepkiler de dile getirildi.

KATILIM UMUT VERİCİ
İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırıları, Trump yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ederek önce Venezüella’ya, ardından da haftalardır İran’a yönelik saldırıları ve bu gelişmelerin dünya ekonomisini ağır bir krize sürüklemesi nedeniyle bu yılki yürüyüşlere katılım geçen yılın üzerine çıktı.
Eylemleri koordine eden “Barış Hareketi Ağı”, önceki yıllara kıyasla çok daha kitlesel bir katılım beklentisinin tam olarak gerçekleşmediğini, ancak buna rağmen gözlenen artışın barış hareketi açısından umut verici olduğunu açıkladı.
Barış hareketi kitleleri yeniden sokaklara çekmeye çalışırken hükümet ise Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Rusya’nın doğrudan askeri saldırısına uğrayabileceğini ileri sürerek hızla silahlanmayı, silahlı kuvvetleri bu doğrultuda yeniden organize etmeyi ve gerektiğinde zorunlu askerliği yürürlüğe koyarak asker sayısını artırmayı hedefliyor. Bunun yanı sıra ülke ekonomisi ve altyapısının olası bir savaşa hazırlanması gerektiği yönündeki planlar da tartışma yaratıyor.
Öte yandan Almanya, “İsrail’in kendisini savunma hakkı” gerekçesiyle bu ülkeye silah yardımı ve satışlarını sürdürmeye devam ediyor.
KARŞI KAMPANYALAR
Ana akım medyanın ve muhalefetteki partilerden Yeşiller’in büyük ölçüde destek verdiği bu politikalar zaman zaman Sol Parti’nin (Die Linke) de onayını alıyor. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getiren saldırıları ve Trump’ın Venezüella’da olduğu gibi İran’ın petrol kaynaklarını hedef alan açıklamalarına rağmen dikkatleri Ukrayna savaşına çekmeye çalışan kampanyalar devam ediyor.
Bu arada Alman hükümeti, birçok Avrupa ülkesi gibi İran’a karşı yürütülen savaş için yapılan destek beklentilerine “Bu bizim savaşımız değil” diyerek karşı çıktı. Ancak Almanya’daki Amerikan askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasına yönelik herhangi bir itirazda bulunmaması eleştirilere yol açıyor.
Hükümet çevreleri Trump’ı uluslararası hukuku ihlal ettiği için değil, dolaylı biçimde “Putin’e hizmet ettiği” iddiasıyla eleştirmeyi tercih ediyor. Bu savaşta Berlin’i en fazla rahatsız eden konulardan biri olarak da Rusya’nın savaş nedeniyle yaşanan enerji krizinden yararlanarak petrol ve enerji ihracatını artırması ve Ukrayna’daki savaşını daha güçlü finanse edebilmesi gösteriliyor.

Öte yandan Almanya’nın uzun yıllar boyunca ABD’nin askeri desteğine ihtiyaç duyduğu yönündeki propaganda da sürdürülüyor. Özellikle Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkarabileceğine yönelik tehditlerinin ardından Almanya ve Avrupa’nın Rusya karşısında savunmasız kalacağı tezleri bu kampanyaları besliyor.
FİLİSTİN VE KÜBA’YA DESTEK ÇAĞRILARI
İran savaşı nedeniyle başta akaryakıt olmak üzere temel tüketim mallarının fiyatlarında yaşanan astronomik artışlar kamuoyunda tepkileri büyütüyor. Bu gelişmeler, krizin başlıca sorumluları olarak görülen Trump ve Netanyahu’ya yönelik eleştirileri daha da artırdı.
Paskalya barış yürüyüşlerinde özellikle İran ve Lübnan’daki savaşın tırmanması gündemin merkezinde yer aldı. Bazı kentlerde binlerce, bazılarında yüzlerce kişinin katıldığı eylemlerde Ukrayna, Sudan ve Kongo gibi Afrika’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmalar da gündeme getirildi. Alman hükümetinin bu savaşların sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmakla yükümlü olduğu vurgulandı.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş açık biçimde “soykırım” olarak tanımlandı ve protesto edildi. Ayrıca ABD’nin Küba’ya yönelik baskıcı politikalarına karşı tepkiler dile getirilerek Küba ile dayanışma çağrıları yapıldı.

Eylemlerde öne çıkan eleştirilerden biri de küresel silahlanma yarışının hız kesmeden sürmesiydi. Devasa kaynakların silahlanmaya ayrılmasının çevre, eğitim, sosyal politika ve sağlık gibi alanlarda acilen ihtiyaç duyulan mali kaynakların kısıtlanmasına yol açtığı vurgulandı.
ABD’nin Almanya’ya nükleer başlık taşıyabilen yeni orta menzilli füzeler yerleştirme planları da protesto edildi. Almanya’nın da içinde bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinde yeniden gündeme gelen “kendi nükleer silahına sahip olma” tartışmaları eleştirilerek bu tür adımların küresel ölçekte nükleer bir çatışma ve üçüncü dünya savaşı riskini büyüttüğü uyarısı yapıldı.
FEDERAL MECLİS’TEN İRAN RAPORU
Barış hareketinin hükümete yönelik eleştirilerini destekleyen sembolik öneme sahip gelişmeler de eylemlerde hatırlatıldı.
Bunlardan biri uzun süre sessiz kalan Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in kısa süre önce İran’a yönelik savaşın uluslararası hukukun ihlali olduğunu açıkça dile getirmesi ve hükümetin izlediği denge politikasını eleştirmesiydi.
Bir diğer gelişme ise Federal Meclis’in (Bundestag) Bilimsel Araştırma Servisi’nin söz konusu savaşı uluslararası hukuk açısından değerlendirdiği rapordu. Bu raporda da savaşın uluslararası hukuku ihlal ettiği ifade edildi.

Cumhurbaşkanı’nın ve araştırma servisinin değerlendirmeleri hükümet politikaları üzerinde doğrudan bağlayıcı bir etkiye sahip değil. Ancak barış hareketi bu değerlendirmelerin kendi tezlerini güçlendirdiğini vurguluyor. Aktivistler savaşın uluslararası hukukun ihlali olduğunu, bunun da Alman hükümetine anayasal sorumluluklar yüklediğini hatırlatıyor.
İspanya ve bazı Avrupa ülkelerini örnek gösteren barış aktivistleri, Almanya’daki ABD askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasının yasaklanmasını talep ediyor. Aksi takdirde bunun “savaş suçuna ortaklık” anlamına geleceği uyarısında bulunuyorlar.

Barış eylemlerinde en yüksek katılım Paskalya bayramının son gününde Frankfurt’ta gerçekleşti. Organizatörler, kentin çeşitli noktalarından ve çevre kentlerden yürüyerek Frankfurt’un merkezindeki Römer Meydanı’nda düzenlenen mitinge yaklaşık beş bin kişinin katıldığını açıkladı. Stuttgart’taki yürüyüşe ise dört bin kişinin katıldığı bildirildi. Münih, Berlin, Hamburg, Köln, Nürnberg ve Duisburg’daki eylemlerde de binin üzerinde katılım gerçekleşti.
Çeşitli göçmen örgütlerinin de yer aldığı eylemlerde atılan sloganlardan bazıları şöyleydi:
“Yaşasın uluslararası dayanışma!”
“Ami evine dön!”
“NATO’ya hayır / NATO’dan çıkılsın!”
“NATO yerine barış!”
“Eğitime yatırım yapın, silahlanmayı azaltın!”
“Daha fazla silahlanma barış getirmez!”
“Küba’ya evet, ambargoya hayır!”
“Filistin’e özgürlük!”
“İran’dan elinizi çekin!”
“Almanya finanse ediyor, İsrail bombalıyor!”
“Zenginler savaş istiyor, gençlik gelecek istiyor!”
“Zorunlu askerliğe hayır!”
“Tanklar ve silahlar barış getirmez!”
Polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı yürüyüşler genel olarak sorunsuz tamamlandı. Frankfurt’ta küçük bir grubun İran bayrağıyla ABD’yi protesto etmesi sırasında kısa süreli bir itişme yaşandı, ancak olay büyümeden sona erdi. Ayrıca yürüyüşe Amerikan bayrağını ters taşıyarak katılan bir protestocu ilk anda tepki çekse de bayrağı protesto amacıyla ters taşıdığı anlaşılınca gerginlik kısa sürede sona erdi.

İlk olarak İngiltere’de başlayan ve 1960 yılından itibaren Almanya’da düzenlenen Paskalya barış eylemleri, 1980’li yıllarda komünist, sosyalist ve sosyal demokrat örgütlerden sendikalara ve kiliselere kadar çok geniş kesimlerin katılımıyla yüz binleri buluyordu. Almanya’ya orta menzilli nükleer füzelerin konuşlandırılması tartışmaları ve ABD’nin Irak savaşına Almanya’nın katılmaması gibi gelişmelerde bu güçlü barış hareketinin önemli etkisi olmuştu.
Soğuk savaşın ardından bu yürüyüşlere katılım giderek azalmıştı. Sendikaların, kiliselerin ve sosyal demokrat ile yeşil partilerin merkezlerinin barış hareketinden uzaklaşmasına rağmen her yıl binlerce kişi bu geleneksel eylemlere katılmayı sürdürüyor. Uzun yıllar sonra ilk kez geçen yıl katılım sayısında artış gözlenmişti. (gk)
YENİ POSTA – FRANKFURT
