Barış İnce’nin “Köksüzler”ini bir göç romanı olarak okumak
Barış İnce’nin son romanı “Köksüzler”, soluk kesici kurgusuyla yolları İzmir’de tesadüfen kesişen farklı kültürlerden insanları ve öykülerini buluşturan bir macera romanı olarak da okunabilir. Ama bu öyküler ustalıkla arasına serpiştirilmiş olan İzmir’in çok kültürlü, çok katmanlı, çok hareketli geçmişine ilişin mitolojiyle beslenmiş tarihi bilgiler ya da günümüz İzmir’inden “o sırada aynı şehirde…” vurgusuyla başlayan insan yaşamlarından aktarılan kısa gözlemler, kitabın finalindeki kentin çeperlerinden merkezine akan devasa ve kaotik devinimi anlatan satırlar esere edebi zenginliğinin yanısıra, güçlü bir sosyo-kültürel ağırlık veriyor.
İnce’nin “köksüz” insanları, daha doğrusu gittikleri kentlere, ülkelere kök salmayı başaramayanları anlattığı bu roman dört yıl önce yayınladı. Kitabın Türkiye’de büyük ilgi gördüğünü biliyoruz. Hatta kentleşme süreci ve toplumsal yapıya ilişkin derinliği nedeniyle üniversitelerde araştırmalara da konu oldu.
Ama göç olgusunun sürekli gündemde olduğu bir dünyada, ister ekonomik, ister siyasi ya da başka nedenlerle olsun yaşadıkları yerlerden ayrılıp, başka yerlerde yeni yaşamlar kurmaya çalışan insanlara ilişkin “kök salma” süreçlerine ilişkin öyküler her zaman okunmayı hak ediyor.
Türkiye’den Almanya’ya göçün 65’nci yılı dolasıyla “göç” ve dolayısıyla “kök salma” olguları her zamankinden daha yoğun bir biçimde gündeme gelince, “Köksüzler” buradaki tarihsel sürece biraz farklı bakılabileceğini de gösteriyor.
Barış İnce geçtiğimiz dönemde Almanya’ya zaman zaman gelip, toplumsal gözlemlerde bulunma şansı bulmuş bir yazar. Üstüne bir yıla yakın bir süre boyunca da Hamburg’da yaşamışlığı var. Bu gözlemlerini romana da aktarmış. Zaten kitabın asıl kahramanı İzmir’den Hamburg’a göçmüş bir genç kadın.
Hilal, Almanya’da yeni, iki seneyi biraz geçmiş buraya gelişi. Kökeni ve geliş nedeni itibarıyla 1960’larda ve takip eden yıllarda Türkiye’den gelenlerden farklı. İyi eğitimli, orta sınıftan ve İzmir’de ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde orta sınıf yaşamını sürdürebilecek biri. Yani Almanya’ya gidişinin, orada kök salmaya kalkışmasının ekonomik bir arka planı yok. Ama başarılı olamamış. Kök salamamış yani. Hamburg’da Türkiye’deki standartlarının altında bir yaşam sürdürüyor ve tabii bu başarısızlığını Türkiye’deki arkadaşlarından da saklıyor…

Romanın İzmir’deki “köksüz” kahramanları ise Mardin’den buraya göç etmiş bir aile ve esas olarak da bu ailenin üç erkek çocuğu… Kadifekale ve Bayramyeri gibi İzmir’in gecekondu mahallerinde yaşayan Sinan, Hakan ve Vedat, babaları ve bu kentteki birçok Mardinli göçmen gibi “midyeci” kalmak istemiyorlar. Toprak altında, eski evlerin mahzenlerinde define arıyorlar. Tarihi eserler de bulup, sattıkları oluyor. Ama anlaşılan asıl aradıkları geçmişteki zorunlu göçlere, sürgünlere ve pogromlara hedef olan azınlıkların giderken sakladıkları . Yaptıkları iş tabii ki yasa dışı ve kendileri gibi bu işlere kalkışanlar da rekabet içindeler. Karşılarına çıkan engelleri aşmak için şiddet kullanmaktan da çekinmiyorlar ve Hakan örneğinde olduğu gibi kendileri de şiddete en ağır biçimde hedef oluyorlar. Başka köksüzler de var kitapta, üç definecinin babaları, çevrelerindeki, karşılarındaki insanlar, Hilal’in babası, babasının arkadaşı, İzmir’de bıraktığı kendi arkadaşları…
İnce, romanda tüm bu köksüzlükleri, ama özellikle de kök salamamış definecilerle, kökünden kopmuş Hilal’in hüzünle biten kısa ortak öykülerini bir polisiye kurgusuyla işlediği romanında aynı zamanda İzmir’i anlatıyor. Coğrafyasıyla, iklimiyle, modernliğiyle, zenginliğiyle Güzel İzmir’i değil, gerçek İzmir’i, sürekli göç alan, göç veren “köksüzlerin, köksüzlüğün İzmir”ini…
“Köksüzler” bu yüzden bir göç romanı.
Girişte belirttiğimiz gibi Türkiye’den Almanya’ya göçün 65’nci yılı dolayısıyla “göç” konusu her zamankinden biraz daha yoğun bir biçimde gündeme geliyor bu günlerde. Kimileri bu göç sürecini “bir başarı” olarak tanımlıyor ve işçigücü alımını, böylece göçü fiilen başlatan ”İşgücü Anlaşması”nın yıldönümü vesilesiyle “kutlama” adı verilen etkinlikler düzenleniyor. Kuşkusuz başarı olarak görülebilecek şeyler de var bu süreçte, kahramanı “kök salmış” olanların öyküleri öne çıkıyor.
Ama dördüncü ve hatta beşinci kuşaktan olup da halen bu ülkeye kök salamamış olanlar? Yani başarısız olanlar… Çoğunluk olanlar onlar, en azından şimdilik durum böyle… Elbette İnce’nin İzmir’deki köksüzleriyle, Almanya’daki köksüzler arasında büyük farklar var. Ama benzerlikler de…
“Köksüzler”in Almanca’ya çevrilip, bu konulara kafa yoranlara da ulaşması dileğiyle diyelim. “Köksüzler” onun Almanya’ya, Almanya’daki “köksüzler”e ilişkin de buradakinden çok daha başka şeyler de söyleyebileceğinin ipuçlarını veriyor. Bu gözlemler ileride yeni bir romanın malzemesi olarak karşımıza çıkarsa hiç şaşırmayalım.
İZMİR’DE DOĞDU, İZMİR’E DÖNDÜ
Barış İnce, 1982 yılında İzmir’de doğdu. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Uluslararası ekonomi dergisi BusinessWeek dergisinde muhabirliğe başladı. 2007 yılında BirGün gazetesinde editör olarak işe girdi, aynı gazetede haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. BirGün Pazar’da öyküleri yayımlandı.
2013 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği, 2014 yılında ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Yılın Başarılı Gazetecisi Ödülü’ne layık görüldü. Yedi Yetmiş çocuk edebiyatı dergisi ve Bavul derginin kuruluşunda yer aldı. Edebiyat Atölyesi dergisini çıkardı. Ot dergide yazdı. İlk romanı “Çelişki“ 2017 yılında, ikinci romanı “Sarsıntı“ da bir yıl sonra yayınlandı. Sarsıntı 2019 yılının “Melih Cevdet Anday Roman Ödülü“nü aldı. İnce’nin ayrıca “Kabuğu Kırmak” adlı bir belgeseli ve “Kıyıdaki Çocuklar” adlı bir çocuk kitabı bulunuyor.
2018 yılında gazeteciliği bırakan İnce, Hamburg’da bir süre yaratıcı yazı üzerine çalışmalar yaptıktan sonra Türkiye’ye döndü.
İzmir’de yaşıyor, “Edebiyat Atölyesi“ dergisinin yayın yönetmenliğini sürdürüyor. Yazıyor, anlatıyor…
GÜRSEL KÖKSAL – FRANKFURT