“Antakya’nın Kırılan Mozaiği”: Bir kentin yıkılamayan ortak yaşamı

“Antakya’nın Kırılan Mozaiği”: Bir kentin yıkılamayan ortak yaşamı
Yayınlama: 24.07.2026
Düzenleme: 24.07.2026 19:30
2
A+
A-

Depremin yerle bir ettiği Antakya’nın yüzyıllardır farklı inançların omuz omuza yaşattığı “ortak yaşam” kültürünü odağına alan “Antakya’nın Kırılan Mozaiği”, izleyiciyi kentin hafızasında etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor. Yönetmen Gazi İsmailoğulları, belgeselinde fiziksel yıkımın ötesine geçerek, Antakya’nın en büyük zenginliğinin farklı inançların barış içinde bir arada yaşama geleneği olduğunu güçlü tanıklıklarla ortaya koyuyor.

Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Ermeni ve Alevi toplumlarının temsilcilerini aynı yapımda buluşturan belgesel, bugün dünyaya ihtiyaç duyduğu birlikte yaşam mesajını da veriyor.

TANIKLAR KONUŞUYOR

Belgeselde Vakıflı Köyü Ermeni Cemaati Başkanı Cem Çapar, Antakya’nın yüzyıllardır koruduğu çok kültürlü yapıyı şöyle özetliyor:

“Antakya yüzyıllardan beri üç semavi din ve bunlara bağlı mezheplerin bir arada, kardeşçe, dostça, sevgi içinde yaşadığı bir kadim şehirdir.”

Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı’nın bu mirasın önemli parçalarından biri olduğunu hatırlatan Çapar, “Vakıfköy Türkiye’nin tek Ermeni köyü diye isim yaptı” diyerek bu kültürel değerin korunmasının önemine dikkat çekiyor.

“KAN DÖKÜLMEDEN FETHEDİLEN ŞEHİR”

Habib-i Neccar Camii İmamı Fethullah Uğraş, Antakya’nın tarihsel kimliğinin en önemli özelliklerinden birinin, İslam’ın Anadolu’ya barış yoluyla giriş yaptığı şehir olması olduğunu şu sözlerle vurguluyor: “İslam’ın Anadolu’ya giriş kapısıdır Antakya. Her yer savaşla ele geçirilmiş ama Antakya anlaşmayla ele geçirilmiş. Savaş olmamış.”

Uğraş, kentin  tarihsel mirasının temelinde Kur’an’ın inanç özgürlüğünü esas alan yaklaşımının bulunduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor: “Dinde zorlama yoktur. ‘Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize.’ İşte aslında bütün dünyanın Antakya’yı görüp Antakya’daki bu birlikte yaşama kültürünü örnek alması gerekir.”

“HANGİ ESNAFIN HANGİ DİNDEN OLDUĞUNU ANCAK SORARSANIZ BİLİRSİNİZ”

Belgeselin en dikkat çekici bölümlerinden biri de Antakya’nın günlük yaşamına ilişkin anlatılar.

Fethullah Uğraş, yüzyıllardır süren doğal birlikte yaşam kültürünü “Uzun Çarşı’ya gittiğinizde hangi esnafın hangi dinden, hangi mezhepten olduğunu ancak sorarsanız bilirsiniz. Sormazsanız hiç anlayamazsınız” sözleriyle aktarıyor ve  Antakya’da dinlerin ve mezheplerin yalnızca yan yana değil, iç içe yaşayan bir toplumsal yapıya dönüştüğüne vurgu yapıyor.

“DEPREM KALBİNİ DURDURDU AMA…”

Belgeselde deprem sonrasına ilişkin duygusal değerlendirmelerden biri yine Habib-i Neccar Camii İmamı Fethullah Uğraş’tan geliyor. Üç buçuk ay şehir dışında kalabildiğini anlatan Uğraş, Antakya’ya dönüşünü şu çarpıcı sözlerle açıklıyor: “Üç buçuk ay dayanabildim. Hemen yeniden Hatay’a taşındım. Enkaz da olsa ne olsa vatan başka bir şey.”

Habib-i Neccar Camii’nin yeniden ibadete açılmasının  kentin yeniden nefes almaya başlamasının simgesi olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: “Depremle kalbi durmuş olan Antakya, Habib-i Neccar Camii’nin açılmasından itibaren yeniden atmaya başladı.”

“ANTAKYA DEFALARCA YIKILDI, YİNE AYAĞA KALKACAK”

Belgeselin umut veren mesajlarından biri ise geleceğe ilişkin.

Fethullah Uğraş, kentin tarih boyunca birçok kez yıkıldığını hatırlatarak şu ifadeleri kullanıyor: “Antakya tarihte ilk defa yıkılmadı ki.” Ve ardından Antakya’nın değişmeyen ruhunu şu çarpıcı benzetmeyle anlatıyor: “Üç yüz yıl önce ölmüş bir insan bugün dirilse evinden çıkar, Habib-i Neccar Camii’nin önünden geçer, Uzun Çarşı’ya gider, Antakya simidini alır. Hiçbir yabancılık çekmez.”

DİNLERİN DEĞİL, İNSANLIĞIN BELGESELİ

Belgeselde ayrıca Antakya Ortodoks Kilisesi Ruhani Lideri Dimitri Doğum, Antakya Yahudi Cemaati Başkanı Azur Cenudioğlu, Vakıflı Köyü Ermeni Cemaati Başkanı Cem Çapar ve EHDAV Başkanı, Alevi kanaat önderi Ali Yeral da kendi inanç gelenekleri üzerinden Antakya’nın ortak yaşam kültürüne tanıklık ediyor.

Belgeselin en güçlü yanı ise farklı inanç temsilcilerini aynı hikâyede buluşturması. Bu yolla “Antakya’nın Kırılan Mozaiği”, depremi anlatan bir yapım olmanın ötesine geçerek, bir kentin yıkılmayan  birlikte yaşama iradesini kayıt altına alıyor.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI

Yönetmen Gazi İsmailoğulları, uzun yıllardır Hatay ve Antakya’nın toplumsal belleğini kayıt altına alan belgesel çalışmalarıyla tanınıyor. Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından kentin yaşadığı büyük yıkımı, kayıpları ve yeniden ayağa kalkma mücadelesini belgeleyen yapımlarıyla dikkat çeken İsmailoğulları, son çalışması “Antakya’nın Kırılan Mozaiği” ile bu kez Antakya’nın yüzyıllardır koruduğu çok dinli ve çok kültürlü yaşam geleneğini de gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor. Yönetmenin kamerası, yıkılan binaların ötesinde, kentin asıl gücünün insanları birbirine bağlayan birlikte  yaşam kültürü olduğunu güçlü tanıklıklarla ortaya koyuyor.

Belgesel  için ilgili linkler şöyle:

https://www.facebook.com/watch/?v=2085597572317811

https://www.facebook.com/watch/?v=1374023641350180

YENİ POSTA – STUTTGART