Sol Parti için asıl sınav şimdi başlıyor: Elif Eralp vaatlerini gömer mi?
Sahra Wagenknecht’in sol eğilimli partisi BSW’nin barış, Rusya ile gerilim ve silahlanma karşıtı çizgisi Berlin’de seçmeni taşıyamadı. Buna karşılık konut kıtlığı, kira patlaması ve belediye konutları Sol Parti’nin elindeki en güçlü başlığa dönüştü. Alman alternatif medyası Berlin’de barış politikasının seçmenin öncelik sıralamasında geriye düştüğünü, konut meselesinin ise seçimi belirlediğini açıkça yazıyor. Seçmenin savaş politikalarını önemsemediği sonucu tek bir seçimden çıkarılamasa da günlük hayatın baskısının savaş ve silahlanma tartışmasının önüne geçtiği ortada.
Gecenin merkezindeki isim Türk kökenli hukukçu Elif Eralp oldu. Eralp için tam bir “liberal sol” Alman siyasetçi profili çiziyor demek mümkün. İsrail-Filistin denkleminde olduğu gibi kritik noktalarda dans etmesini incelikleriyle bilen siyasi bir figür. Ama ona daha sonra gelelim.
Sol Parti Berlin’de tarihinin en güçlü sonuçlarından birini aldı. Eralp koalisyon kurabilirse Berlin’in başına Sol Partili ve Türk kökenli bir kadın siyasetçinin geçmesi mümkün. Ancak zorlayıcı sınav şimdi başlıyor. Çünkü Eralp ve partisi Berlinliye “değişim” vaat etmekle kalmadı, dev özel konut şirketlerinin kamulaştırılmasını ve geniş kapsamlı belediye konutu yapımını kampanyanın merkezine yerleştirdi.
“ŞİMDİYE KADAR BU YÖNTEM HEP İŞE YARADI”
İyi de bunlar gerçekten hayata geçirilebilecek vaatler mi? Şimdilik koalisyon masasına oturulduğunda birer birer budanacağı tahmin edilen, “daha çok seçimi kazandıran” talepler gibi duruyor. Almanya’nın önde gelen eleştirel haber analiz portalı “NachDenkSeiten” yazarlarından, Alman gazeteci ve yazar Rainer Balcerowiak’ın bugünkü uyarısı tam da bu noktada son derece önem taşıyor:
“Sol Parti’nin, hükümete katılma hatta Elif Eralp’in Berlin Eyalet Başbakanı olması ihtimali karşısında her zamanki gibi son derece ‘esnek’ davranması beklenebilir. Sadece büyük özel konut şirketlerinin kamulaştırılması değil, seçim kampanyasının başka önemli vaatleri de oldukça hızlı biçimde gömülebilir. Daha sonra koalisyon anlaşmasını oylayacak parti tabanı da ‘bu uzlaşmalar olmazsa çok daha kötüsü olur, çünkü CDU iktidarda kalır’ argümanıyla hizaya getirilebilir. Şimdiye kadar da bu yöntem hep işe yaradı.”
Dolayısıyla Berlin seçiminin belki de en kritik sorusunu sormanın zamanı: Berlin’de Sol Parti’yi birinci yapan konut politikası, iktidar görüşmeleri başladığında da aynı sertlikle savunulacak mı?
ERALP’İN “DANSI” DAHA ÖNCE DE DİKKAT ÇEKMİŞTİ
Bu soruyu Elif Eralp açısından ilk kez bugün sormuyoruz. Seçim sonuçları açıklandığında, Saksonya-Anhalt seçimlerinde sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin birinci parti çıkmasına atıfta bulunarak Elif Eralp seçim galibiyetini “Ben Saksonya-Anhalt’a verilmiş bir cevabım” sözleriyle tarif etmişti.
Seçimlerden yaklaşık üç hafta önce 12punto’da yer alan yazıda da aktarmıştım: “Elif Eralp kazansa da Almanya’da sağ popülist AfD’nin tırmanışını durduramaz. İsrail-Filistin meselesinde ise iyi dans ettiğini şimdilik söyleyebiliriz.”
İsrail meselesine gelince, Eralp gerçekten de ince bir çizgi izliyor. Mart 2026’da Aşağı Saksonya Sol Parti teşkilatının “siyonizm” kararına açıkça karşı çıkmış, “İsrail’in var olma hakkının pazarlık konusu yapılamayacağını” söylemişti. Ayrıca “siyonizmin birçok Yahudi açısından taşıdığı tarihsel anlamın göz ardı edilemeyeceğini” de vurgulamıştı. Ama Filistin konusunda geri çekildiğini söylemek de kolay değil.
Eralp, Kasım 2025’teki Sol Parti kongresinde Berlin’deki Filistinli toplumun kaygılarının da Yahudi toplumunun korkularının da dikkate alınmasını savunan çizginin arkasında durdu. Aynı kongrede Gazze savaşı parti içindeki en sert tartışma başlıklarından biriydi. Aralık ayında Berlin ile Ramallah arasında kardeş şehir ilişkisi kurulmasını istemiş, buna karşılık Tel Aviv’le mevcut kardeş şehir ilişkisinin devamını da savunmuştu. Nasıl ama?… Tam bir mavi boncuk siyaseti. Yani “Ya Tel Aviv ya Ramallah” demedi. “Tel Aviv ve Ramallah” dedi. Kimileri buna “ne şiş yansın ne kebap” diyebilir. Eralp ise bu yaklaşımı “kucaklayıcı siyaset” olarak görüyor. Antisemitizm, ırkçılık, Müslüman karşıtlığı ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında çalışan bu siyasetçi, mayıs ayında önemli Yahudi ve Müslüman bayramlarının Berlin’de resmi tatil olması fikrini de tartışmaya açtı.
İyi de bu reçete bugünün sertleşmiş ve kutuplaşmış Almanya’sında ne kadar karşılık bulur?
Göreceğiz.
Bir ayrıntıyı da atlamamak gerekiyor: Sahra Wagenknecht. Almanya’nın en güçlü barış siyaseti savunucularından Wagenknecht ile Eralp’in yıldızı hiç barışmadı. Wagenknecht Sol Parti’den ayrılarak kendi adını taşıyan BSW’yi kurdu. Şimdi sandık ilginç bir sonuç üretti. Eralp’in Sol Partisi Berlin’de birinci oldu. Wagenknecht’in BSW’si ise birkaç bin oy farkla yüzde 5’lik seçim barajının altında kaldı.
CDU’NUN HÜSRANI: BİR ZAMANLAR KARTALDI, ŞİMDİ…
Seçimin bir başka ağır sonucu Hıristiyan demokratlar (CDU) açısından geldi. CDU, Helmut Kohl ile 16 yıl, Angela Merkel ile bir 16 yıl daha Almanya’nın siyasi merkezindeydi. Yalnız Almanya’nın değil, Avrupa Birliği ekonomisinin ve siyasetinin şekillenmesinde baş aktörlerden biriydi. Şimdi başkent Berlin’de ağır kayıp yaşıyor. Mecklenburg-Vorpommern’de ise durum daha da vahim. CDU yüzde 4,9’a düştü ve yüzde 5 barajını aşamayarak eyalet parlamentosunun dışında kaldı. Alman gazeteci Balcerowiak sonucu “spektaküler bir felaket” olarak değerlendiriyor ve sonucun federal düzeydeki CDU’da Friedrich Merz tartışmasını daha da büyütebileceğini şu sözlerle aktarıyor:
“CDU’nun yaşadığı bu olağanüstü seçim felaketi federal parti içinde de sonuçsuz kalmayacaktır. Bu ağır deneyimin CDU içindeki çözülme belirtilerini güçlendirmesi ve Friedrich Merz’in görevden alınması tartışmasını ciddi biçimde körüklemesi beklenebilir.”
Elbette bir eyalette partisinin meclisten silinmesi Friedrich Merz’i hukuken düşürmüyor. CDU’nun hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesini de kolaylaştırmıyor ama. Bir zamanlar ülkenin neredeyse doğal iktidar partisi görüntüsündeki CDU’nun bir eyalet parlamentosundan tamamen silinmesi, sıradan bir seçim yenilgisi olarak geçiştirilemez çünkü.
“KONUT KRİZİ” MALZEMESİ: İKTİDAR DENKLEMİ SOL PARTİYİ ZORLAYACAK
Berlin’de seçimin kazandıran başlığı açık biçimde konuttu. Konut kıtlığı ve kira patlaması giderek daha fazla insan için varoluşsal boyuta ulaşırken Sol Parti bu konuda en açık talepleri ortaya koydu. Büyük özel konut şirketlerinin kamulaştırılması ve geniş kapsamlı belediye konutu programı kampanyanın ön sırasındaydı. Sol Parti özellikle 16-24 yaş grubunda yüzde 40’ın üzerinde oy aldı. Dahası, artan seçim katılımından yararlandı ve daha önce sandığa gitmeyenlerden diğer partilere kıyasla çok daha fazla seçmen çekti.
Neues Deutschland ve Cicero başta olmak üzere çeşitli yayınlarda da yazan Balcerowiak bunun daha önce özellikle AfD’nin güçlü olduğu bir alan olduğuna dikkat çekiyor. Berlin’de seçim sonrasında iki temel hükümet seçeneği görünüyor. “CDU-Yeşiller-SPD” ve “Sol Parti-Yeşiller-SPD”. Sol Parti birinci parti olarak hükümeti kurma iddiasında bulunabilir. Ama Yeşiller ve SPD’nin elinde CDU seçeneği de duruyor. En büyük çatışma başlıklarından biri büyük özel konut şirketlerinin kamulaştırılması olacak.
NachDenkSeiten’daki makalesinde Balcerowiak SPD’den bu konuda sert bir veto beklediğine vurgu yapıyor. Berlin’in Olimpiyat adaylığı ve polisin güçlendirilmesinin de taraflar arasında sorun çıkarabilecek alanlar arasında olduğunu söylüyor. Yeşiller ile SPD’nin Sol Parti ile ilk görüşmelerden sonra zayıflamış CDU’yu daha kolay bir ortak olarak görmesinin de ihtimal dahilinde olduğunu kaydediyor. Alman gazeteci, üstelik seçim gecesi her iki partinin önde gelen isimlerinin Sol Parti içindeki“antisemitizm sorunu”nu olası kırmızı-yeşil-kırmızı koalisyonun önündeki engellerden biri olarak gündeme getirdiğini de atlamıyor.
Berlin’de kurulacak koalisyonun ne kadar dayanıklı olacağına da bakmak gerekecek. Sorun dışarıdan değil, koalisyonun kendi içinden çıkabilir. Çoğunluk kritik oylamalarda da ayakta kalabilecek mi? Bekleyip göreceğiz.
AfD’NİN BEKLEDİĞİ “MAVİ DALGA” BERLİN’E ULAŞMADI
İçinde aşırı sağcı ve faşizan grupların da yer aldığı AfD, Saksonya-Anhalt’taki başarısının ardından Berlin’e büyük beklentiyle girmişti. Kentin doğusundaki güçlü olduğu bölgelerde yüksek sonuçlar alsa da Berlin genelinde beklediği sıçramayı gerçekleştiremedi. Balcerowiak’ın ifadesiyle: “AfD, Sachsen-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından adeta gücünden yürüyemez haldeydi ve Berlin’de çok daha iyi bir sonuç bekliyordu. Kentin doğusundaki kalelerinde Sachsen-Anhalt’ı hatırlatan oranlara ulaştı ama bütün Berlin’i kapsayacak bir ‘mavi dalga’ için bu kesinlikle yeterli olmadı.”
Balcerowiak’un vurguladığı gibi, Berlin’de partinin rengi olan “mavi dalganın”gelmemesi AfD meselesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Üç hafta önce burada yazdığım cümleyi tekrar edeyim: Elif Eralp kazansa da Almanya’da sağ popülist AfD’nin tırmanışını tek başına durduramaz. Çünkü Berlin’de seçmen sola giderken Mecklenburg-Vorpommern’de AfD yüzde 38,2 ile birinci parti oldu.
BARIŞ SÖYLEMİ NEDEN KAZANAMADI?
Makalede, BSW’nin sonucu bu seçimlerin üzerinde en fazla düşünülmesi gereken başlıklarından biri olarak gösteriliyor. Partinin Saksonya-Anhalt’taki başarısının ardından Berlin’de yeniden yükselişe geçmeyi umduğunu bildiren Balcerowiak, Rusya ile gerilimin tırmandığı bir ortamda barış politikasını öne çıkardığını, Berlin’deki Rus Evi’nin kapatılmasına karşı düzenlenen protestoların da bu çizginin görünür parçalarından biri olduğunu ifade ediyor.
Balcerowiak’ın değerlendirmesi açık “Avrupa ve Federal Meclis seçimlerinde Berlin’de belli bir karşılık bulan barış politikası, altyapısı ve sosyal yapısı ciddi biçimde yıpranmış bu kentte eyalet seçimleri söz konusu olduğunda seçmenin öncelik sıralamasında belirgin biçimde geriye düştü. Üstelik BSW’nin Berlin’in kent politikalarına ilişkin kendine özgü fazla bir şey sunamaması da buna eklendi. Sonuçta barajı aşmaya yetmedi.” Ayrıca Mecklenburg-Vorpommern Baltık Denizi kıyısında. Rusya ile yaşanan gerilimin çok daha yakından hissedildiği bir eyalet. Buna rağmen Balcerowiak, bu başlığın seçmende oldukça sınırlı karşılık bulduğunu belirtiyor.
Aslında hassas nokta tam da burası: İnsanlar savaşın sonuçlarını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama ay sonunu nasıl getireceğini düşünen seçmen açısından yarının büyük jeopolitik tehlikesi ile bugünün kirası aynı ağırlıkta görünmüyor. Çocuklarının geleceğini doğrudan ilgilendiren savaş ve silahlanma politikaları bile günlük geçim sıkıntısının gölgesinde kalabiliyor.
“SAVAŞ KREDİLERİ” ELEŞTİRİSİ
Mecklenburg-Vorpommern’de mevcut SPD-Sol Parti koalisyonunun artık çoğunluğu bulunmuyor. Yeşillerin katılmasıyla üç partili bir hükümet mümkün. Balcerowiak tam burada yazısının en sert değerlendirmelerinden birini şöyle yapıyor: “Savaşa hazır hale gelme politikası konusunda üç parti arasında ciddi bir görüş ayrılığı beklenmiyor. SPD ve Yeşiller zaten savaş kışkırtıcıları kampına ait. Sol Parti de eyaletin Bundesrat’ta (Eyalet Temsilcileri Konseyi) savaş kredilerine ilişkin oyunu hiçbir ciddi itiraz göstermeden geçiriverdi. Dolayısıyla bu konuda yeni kurulacak hükümeti sarsacak büyük bir çatışma beklemek için fazla neden yok.”
Bu cümle önemli. Çünkü seçim kampanyasında barış ve silahlanma tartışılırken seçim sonrasında kurulacak hükümetlerin bu konuda gerçekten ne kadar farklı davranacağı sorusunu doğrudan ortaya koyuyor.
MERZ “REFORM” POLİTİKASINDA ISRARLI
Federal hükümetin 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girmesini öngördüğü tasarı, kira yardımında planlanan artışın durdurulmasını ve Heizkostenkomponente (ısınma giderleri desteği) olarak adlandırılan bölümün yarıya indirilmesini içeriyor. Hükümet bunu sosyal devletin tasfiyesi olarak değil, bütçenin dengelenmesi ve sosyal sistemlerin uzun vadede finansmanının güvence altına alınması olarak savunuyor. Bu arada Birleşik Hizmetliler Sendikası ver.di Stuttgart Teşkilatı Müdürü Sidar Çarman, federal hükümetin sosyal politika ve çalışma yaşamına ilişkin planlarına karşı 26 Eylül’de Stuttgart Schlossplatz’ta “#HARTVERDIENT – Sozialstaat schützen” (“Zor kazanıldı – Sosyal devleti koruyalım”) sloganıyla sokağa çıkma çağrısı yaptı. Tartışmanın başlıkları arasında daha uzun ve esnek çalışma süreleri, süreli iş sözleşmeleri, emeklilik, sağlık, bakım sistemi ve Wohngeld (kira desteği) bulunuyor.
Almanya’da soru giderek daha çıplak hale geliyor: Sosyal devletin maliyetini kim üstlenecek?
Bu arka plandan sonra Balcerowiak’ın seçim değerlendirmesiyle devam edelim. Alman gazeteci seçim gecesinin dikkat çeken anlarından biri olarak Friedrich Merz’in ilk tahminlerin hemen ardından yaptığı konuşmayı gösteriyor. Yazar Merz’in görüntüsünü “tuhaf biçimde gerçeklikten kopuk” olarak tanımlıyor. Merz, partisinin yaşadığı ağır kayıplara rağmen hükümetin reform politikasının daha kararlı biçimde uygulanması gerektiğini savundu. Balcerowiak durumu şöyle yorumluyor: “Şansölye, partisinin yaşadığı ağır çöküşe rağmen hükümetin reform çizgisini şimdi daha da kararlı biçimde sürdürmek gerektiğini söyledi. Bunun için ‘omurga, kararlılık ve sabır’ gerektiğini, bunları CDU Genel Başkanı ve her şeyden önce Federal Şansölye olarak göstereceğini açıkladı. İki seçim yenilgisinin BSW açısından ne anlama geleceği ise henüz belli değil; Saksonya-Anhalt’taki başarıdan sonra yaşanan şok derin, ilk tepkiler ise meydan okuyan ama bir o kadar da beceriksiz bir görüntü veriyor.”
MERZ VE HÜKÜMET İÇİN DE SAYAÇ İŞLİYOR MU?
Pazar günkü seçim Friedrich Merz’i görevden düşürmese de, hükümeti de deviremese de tartışmayı açtı. CDU’nun Berlin’de ağır kayıp yaşaması, Mecklenburg-Vorpommern’de parlamento dışında kalması ve merkez partilerin genel erimesi önümüzdeki dönemde Merz üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu yüzden Alman gazeteci ve yazar Balcerowiak’in final cümlesi dikkatle okunmalı: “O tarihe kadar daha çok şey yaşanacak. Ve bugün herhalde hiç kimse Friedrich Merz’in o zaman hâlâ şansölye olacağına ya da federal hükümetin bugünkü biçimiyle varlığını sürdüreceğine dair iddiaya girmek istemez.”
Kesin olan ise Berlin’de ve Mecklenburg-Vorpommern’deki sandık, hükümetleri değiştirecek sayılar üretmekle kalmadı, merkez siyasetin aşınmasını bir kez daha görünür kıldı. Berlin’de Sol Parti’ye de ağır bir sorumluluk yükledi. Şimdi Elif Eralp’in önünde gerçek sınav var. Seçmenin önüne konan vaatler konusunda hükümet kapısı açıldığında da dik durabilecek mi? Açıkçası başta konut şirketlerinin kamulaştırılması olmak üzere seçimi kazandıran taleplerin, koalisyon masasında birer “uzlaşma” başlığına dönüşeceği izlenimi ağır basıyor.
Sözün özü, halkı duymayan siyaseti Berlin’de seçmen de duymadı. Bir başka ifadeyle, halkı dikkate almayan siyaseti, Berlin’de seçmen de dikkate almayıverdi.
Şimdi sıra, seçmenin sesini duyduğunu söyleyenlerin gerçekten dinleyip dinlemediğini görmeye geldi.
Olan, budur.
IŞIN ERTÜRK – STUTTGART
Haber Kaynağı : 12punto