33 yıldır aydınlatılmayan cinayet: Uğur Mumcu Berlin’de anılıyor

33 yıldır aydınlatılmayan cinayet: Uğur Mumcu Berlin’de anılıyor
Yayınlama: 09.01.2026
Düzenleme: 09.01.2026 13:13
14
A+
A-

Gazeteci-yazar, araştırmacı gazeteciliğin Türkiye’deki en önemli simge isimlerinden Uğur Mumcu, suikast sonucu öldürülmesinin 33’üncü yılında Almanya’da anılacak. Demokrasi, basın özgürlüğü ve kamu yararı için yürüttüğü mücadeleyle hafızalara kazınan Mumcu için Halkçı Devrimci Birliği (HDB) Berlin tarafından düzenlenecek anma etkinliğinde, basın özgürlüğü ve araştırmacı gazeteciliğin bugün geldiği nokta ele alınacak.

24 Ocak 1993’te Ankara’daki evinin önünde, arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitiren Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, Türkiye tarihinin en karanlık ve halen tam anlamıyla aydınlatılamamış siyasi cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Cinayetin failleri ve azmettiricileri 30 yılı aşkın süredir ortaya çıkarılamazken, delillerin karartıldığına dair iddialar ve devlet yetkililerinin verdiği “namus borcu” sözleri kamu vicdanında karşılık bulmadı.

HDB Berlin’in anma programına, Uğur Mumcu’nun düşünsel mirasını yaşatmak ve gazetecilik anlayışını yeni kuşaklara aktarmak amacıyla 1996 yılında kurulan Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın (um:ag) Yönetim Kurulu Üyesi ve köşe yazarı Özge Mumcu Aybars konuşmacı olarak katılacak. Etkinlik, 26 Ocak 2026 Pazartesi günü saat 18.30’da, Alte Jakobstraße 149, 10969 Berlin adresindeki IG Metall (Metall İşçileri Sendikası) binasında gerçekleştirilecek.

Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, 28 Şubat belgeseline yaptığı açıklamada, cinayetin ardından devletin en üst düzey yetkililerinin verdikleri sözleri şöyle hatırlattı: “Namus borçlarını yerine getiremediler”

 Uğur Mumcu, yaşamının son döneminde Türkiye’deki devlet–mafya–siyaset ilişkilerinin derin yapısını, istihbarat örgütleri ile silahlı yapılar arasındaki bağlantıları ve özellikle Kürt meselesi etrafında şekillenen uluslararası ilişkileri araştırıyordu. PKK’yı “şiddet yoluyla sonuç almak isteyen bir Kürt milliyetçisi terör örgütü” olarak tanımlayan Mumcu, örgütün gerçekleştirdiği katliamlara sessiz kalan dernekleri, yayın organlarını ve insan hakları çevrelerini açıkça eleştirdi. İnsan Hakları Derneği de bu eleştirilerden payını alan yapılardan biri oldu.

7 Ocak 1993’te Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Mossad ve Barzani” başlıklı yazısında, Barzani Aşireti, CIA ve Mossad arasındaki ilişkilere dikkat çeken Mumcu, yazısını şu sorularla noktaladı:
“Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?”

Bir gün sonra, 8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Ültimatom” başlıklı yazısında ise, yakında yayımlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını duyurdu. Mumcu, suikast öncesinde “Kürt Dosyası” adlı kitabı üzerinde çalışıyordu. Bu çalışmada PKK’nın ortaya çıkışını, Kürt ayaklanmalarını, Abdullah Öcalan’ın aldığı dış destekleri ve Barzani–İsrail–Öcalan ilişkilerini incelemekteydi. Kitabını tamamlayamadan öldürüldü.

Mumcu’nun ağabeyi ve İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, suikasttan kısa süre önce Uğur Mumcu’nun İsrail Büyükelçisi ile görüştüğünü kamuoyuna duyurdu. Ceyhan Mumcu, kendi araştırmalarında, Mossad ve Barzani ilişkilerinin ortaya çıkmasının ardından İsrail Büyükelçisi’nin ısrarla kardeşiyle bire bir görüşmek istediğini, Uğur Mumcu’nun tek başına görüşmeyi kabul etmemesine rağmen bu görüşmenin gerçekleştiğini ifade etti.

Suikastı farklı dönemlerde İslami Hareket Cephesi, İBDA-C ve Hizbullah gibi örgütler üstlendi. Cinayetin arkasında Mossad’ın ve kontrgerilla yapılanmalarının olduğu iddiaları da gündeme geldi. Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu’nun seri numarası silinmiş ve Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani’ye götürülen silahlarla ilgili yürüttüğü araştırma nedeniyle öldürüldüğünü öne sürdü.

Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, 28 Şubat belgeseline yaptığı açıklamada, cinayetin ardından devletin en üst düzey yetkililerinin verdikleri sözleri hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Her siyasi cinayet sonrası olduğu gibi ‘Mutlaka çözülecektir, kanı yerde kalmaz, namus borcudur’ dediler. O dönemin başbakanı Demirel’di, içişleri bakanı İsmet Sezgin’di, başbakan yardımcısı Erdal İnönü’ydü. Hepsi cenazede bu sözü verdi. Ama namus borçlarını yerine getiremediler.”

Cinayetle ilgili tartışmalar, yıllar sonra da devam etti. Organize suç örgütü lideri olarak tanımlanan Sedat Peker, 23 Mayıs 2021’de YouTube üzerinden yaptığı açıklamalarda, suikastın Mehmet Ağar tarafından organize edildiğini iddia etti.

Aradan geçen 33 yıla rağmen Uğur Mumcu cinayeti, yalnızca bir gazetecinin öldürülmesi değil; Türkiye’de basın özgürlüğüne, araştırmacı gazeteciliğe ve hakikatin peşinden gitmeye yönelmiş sistematik baskının simgesi olarak hafızalardaki yerini koruyor.

YENİ POSTA – BERLİN